milliemlak.org sayfalarında yer alan her türlü bilgi, rapor, araştırma/inceleme sonuçları, görüş, öneri ve yorumlar güvenilirliğine inanılan/güvenirliliği kabul edilen kaynaklardan temin edilen bilgiler dikkate alınarak genel anlamda bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Sayfalarda yer alan bilgiler ve doğrulukları MEKDER Yönetimi ya da üyeleri tarafından garanti edilmemekte olup bunlardaki hatalardan, eksikliklerden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zarardan ve her ne şekilde olursa olsun uğranabilecek zarardan dolayı MEKDER Yönetimi ve üyeleri sorumlu tutulamaz.
ORMAN-MAKİ-2B
Tercan GÜLMÜŞ
(Maliye Bakanlığı Milli Emlak Kontrolörü, Temmuz-Eylül 2001)
01.06.1937 tarihinde yürürlüğe giren 3116 sayılı Orman Kanunun birinci maddesinin ilk fıkrasında orman tanımlanmış, ikinci fıkrasında ise orman sayılmayan yerler belirtilmiştir.
3116 sayılı Kanunun birinci maddesi şu şekildedir:
“Bu Kanunun tatbikında kendi kendine yetişmiş veya emekle yetiştirlmiş olup da herhangi bir çeşit orman hasılatı veren ağaç ve ağaçcıkların toplu halleri yerlerile beraber orman sayılır.
Sazlıklar ve muhitin tabiatı itibarile koru ve baltalık yapılamayan veya step florasile örtülü yerler her çeşit dikenlik ve fundalıklarla parklar ve ormanlara bitişik olmıyan beş hekterdan az sahipli arazi üzerindeki ağaçlar ve ağaçcıklar ormandan sayılmaz.”
Maddeden de anlaşılacağı üzere, 3116 sayılı Kanunun orman tanımına makilik sahalar da girmektedir.
03.04.1950 tarihinde yürürlüğe giren 5653 sayılı Kanunla 3116 sayılı Orman Kanununun bazı maddeleri değiştirilmiş ve bu Kanuna bazı maddeler eklenmiştir.
Değişik birinci maddenin (e) bendiyle “Maki cinsinden her türlü ağaçcıklarla örtülü yerler; orman sayılmaz.”; son fıkrasıyla “Bu Kanunun 43 üncü maddesi gereğince muhafaza ormanı mahiyetini taşıdığı veya devamlı orman hasılatı verdiği Tarım Bakanlığınca fennen belirtilecek olan makiliklerle örtülü sahalar yukarıda (e) fıkrası dışındadır.” hükmü getirilmiştir.
3116 sayılı Kanunun 5653 sayılı Kanunla değişik 43. maddesi ise, “Tahrip edilmiş veya yangın görmüş ormanlarla ormansızlık yüzünden arazi kayması ve yağmurlarla yıkanma tehlikesine maruz olan yerlerdeki ormanlar meskun mahallerin havasını, demiryollarını, şoseleri, ziraat edilen mahalleri çığ, sel gibi zararlardan koruyan ve buraları toz fırtınalarına karşı muhafaza eden, nehir dolmalarının önüne geçen, memleket müdafaası için muhafazası zaruri olan ormanlar Bakanlar Kurulu karariyle muhafaza ormanı olarak ayrılabilirler.” şeklindedir.
Böylece, 3116 sayılı Kanunun birinci maddesinin ilk şekliyle orman sayılan makilik sahalar, yapılan değişiklikle istisnalar dışında orman sayılmamıştır.
Kanun koyucunun muhafaza ormanı mahiyetini taşımayan veya devamlı orman hâsılatı vermeyen makilik sahaları orman saymama amacı, bu alanları belirli koşullar altında halkın kullanımına bırakmaktır. Nitekim 5653 sayılı Kanun maddeleri T.B.M.M. Genel Kurulunda görüşülürken söz alan Bütçe Komisyonu rapor sözcüsü Ali Kemal YİĞİTOĞLU’nun 24.03.1950 tarihli konuşmasında aşağıdaki ifadeler de yer almıştır.
“... Bundan başka komisyon, halka büyük bir ferahlık verecek bir tadil daha yapmıştır ki o da maki cinsinden her türlü ağaçcıklarla örtülü yerlerin muayyen şartlar altında halka terk edilmesidir... Eskiden orman mefhumu içinde kalan bu yerler birinci madde kabul edilince ormandan sayılmayacaktır. Ancak muhafaza ormanı vasfını taşıyan veya devamlı orman hâsılatı veren yerlerdeki malikler Tarım Bakanlığınca tesbit edilmek şartiyle orman rejimine tabi olacaktır. Bu hükmün çok yerinde olduğunu muhterem heyetinizde takdir eder. Çünkü öyle yerler vardır ki, yalnız bu nevi ağaçcıklarla örtülü dağlık arazidir. Şayet bu yerler hiçbir kayıt ve şarta tabi tutulmaksızın açmaya bırakılırsa o vakit bunların altında bulunan ziraat arazisi, yollar ve saire tehlikeye girebilir. Ama düz yerlerde bulunan makiler tamamiyle halkın intifaatına terkedilmiş vaziyettedir...”
5653 sayılı Kanunla yapılan değişiklerin uygulanmasında kolaylık sağlanması amacıyla 17.08.1950 tarihinde Makilik ve Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde Orman Sınırlarının Tesbitine Ait Yönetmelik çıkarılmıştır. Bu Yönetmelikle devamlı orman hâsılatı vermeyen veya muhafaza ormanı özelliğini taşımayan makiliklerin tespiti amaçlanmıştır.
Yönetmeliğin “Maksat” başlığını taşıyan birinci maddesinin ilk fıkrasıyla “5653 sayılı kanunun birinci maddesinin (E) bendi hükmü ile ormandan sayılmadığı belirtilen ve memleketimizin Karadenizin Kızılırmak’tan itibaren batısında; Ege ve bilhassa Akdeniz sahil mıntıkalarındaki devamlı hasılat vermeyen veya muhafaza ormanı mahiyeti taşımayan makiliklerin orman sahaları ile tedahüllerini önlemek için 1/25.000 mikyaslı askeri haritaları bulunan ilçelerde ve diğer lüzum ve zaruret görülen yerlerde makilik ve orman sahalarının birleştiği hatlar üzerindeki orman sınırları orman Tahdit Komisyonları veya mahalli Orman İşletme teşkilatı tarafından teşkil edecek Komisyonlar tarafından tesbit olunacak ve arz üzerinde özel işaretlerle belli edilecektir.” düzenlemesi getirilmiştir.
Yönetmelik gereğince makilik sahalar 1952-1960 yılları arasında belirlenerek bu sahaları gösteren 1/10.000 ölçekli haritalar hazırlanmıştır. Aynı dönemde maki sahası olarak belirlenen alanlarda çeşitli kanunlar (2510, 3573 sayılı Kanunlar gibi) uyarınca dağıtım yapılmış ve bu yerler 766 sayılı Tapulama Kanuna göre tapulama çalışmaları sırasında, dağıtıma dayanak kanunlarda belirtilen şartları yerine getiren kişiler adına tespit edilmiştir. Tapulama çalışmaları sonuçları ilan edilmiş, askı ilan süresi içinde itiraz edilmeyen veya dava açılmayan parsellerin tespiti ise kesinleşmiştir.
A- MAKİLİK SAHALARININ HUKUKİ DURUMU
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1996/1 karar sayılı ilamında, 3116 sayılı Kanununun 13. maddesi gereğince sınırlandırması kesinleşen ormanların Hazine adına tescil edileceği, aynı Kanunla makilikler de orman sayıldığından sınırlandırma kapsamına alındığı; 5653 sayılı Kanunla orman sayılmayan makiliklerin tespitinin yeni orman tanımına göre tapu sicilinde düzeltme niteliğinde olduğu, bu düzeltme sonucu orman niteliği ile Hazine adına tescil edilen taşınmaz malın, orman sayılmayan makilik alan olarak tespit edilmekle özel mülk olarak Hazine adına tapuya tescil edileceği, böylece taşınmazın sadece tapudaki niteliğinin değişeceği ve bunun sonuncunda tespit işlemi ile Hazine adına tapulu olan taşınmaz malın tapusuz hale dönüşmeyeceği; maki komisyonlarınca orman sayılmadığı belirlenerek Hazine adına özel mülk olarak tescil edilen taşınmaz mallar 2510 sayılı İskân Kanunu, 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı Kanunu, 5658 sayılı Orman Kanunu ek Kanun gibi özel kanunlar uyarınca Hazine tarafından tahsis, temlik, dağıtım ve satış suretiyle kişiler adına tapuya bağlanmış ve tapu kayıtları oluşturulmuşsa Hazine tarafından dağıtılan, satılan, temlik ve tahsis edilen bu taşınmazların ormanla hiçbir ilgisi bulunmadığı, bu nedenlerle özel kanunlar uyarınca oluşturulan tapu kayıtlarının yasal prosedüre uygun ve geçerli kayıtlar olduğu belirtilmiştir.
3116 sayılı Kanunun 13. maddesinde, “Tahdidi yapılmış ve kat’ileşmiş olan ormanlar tapuca hiç bir harç ve resim alınmaksızın Hazine namına tescil olunur.” hükmü yer almaktadır.
Büyük Genel Kurulunun yukarıdaki açıklamaları ile 1996/1 sayılı kararının sonuç kısmı gereğince, makilik sahada kanunları uyarınca (2510, 4753, 3573 gibi) uyarınca yapılan işlemlere ve bunun sonucu oluşan tapu kayıtlarına değer verileceği kuşkusuzdur. Ancak, komisyonlarca makilik saha olarak belirlenen yerler 3116 sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca Hazine adına tescil edilmediğinden, aynı kararda yer alan tescile yönelik açıklamalar (çoğu yerde bulunan) makilik saha için çakışmamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1997/982 sayılı kararıyla benimsenen 1. Hukuk Dairesinin 1996/13182 esas, 1996/13359 karar sayılı ilamında; daha önce orman niteliği ile Hazine adına tapuya bağlanan maki alanlarının 5653 sayılı Kanun gereğince nitelik değiştirerek orman olmaktan çıktığı ve Hazinenin özel mülkü haline geldiği, tapuya bağlanmamış yerlerin ise Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmaz konumuna geldiği ve tapusuz maki alanlarının imar ve ihya yoluyla özel mülke konu olabileceği açıklamaları bulunmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.06.1999 tarih ve 1999/8-540 esas, 1999/566 karar sayılı ilamında ise, “... Öte yandan; koruma makiliği dışında kalan makiliklerin Orman sayılmasalar da nitelikleri itibariyle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, imar ihya koşullarının gerçekleşmesi halinde özel mülkiyete konu olabilecekleri açıktır.” ifadesi de yer almaktadır
Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 21.12.1999 tarih ve 1999/7041 esas, 1999/11998 karar sayılı ilamında; kesinleşmiş orman tahdidi içinde makiye ayrılan yerlerin 5653 sayılı Kanun ve değinilen uygulama yöntemi ile orman sayılmasa dahi tahdit içinde Devlete ait tapulu yerler olarak kaldığı, tahdit içindeki sahaların 1744 sayılı Kanunun 2. maddesi ya da 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca tahdit dışına çıkarılmadıkça orman içinde orman olmayan fakat Hazineye ait yerler olacağı, orman sınırları dışına çıkarma işleminin ayrı bir işlem olduğu, tahdit dışına çıkarma yetkisinin 1744 sayılı Kanunun 2. maddesi ve 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi ile orman tahdit komisyonlarına verildiği, bu komisyonların tahdit içindeki yerleri dışarı çıkarması halinde yasal hakların uygulanabileceği, aksi takdirde makilik alanların tahdit içinde Hazineye ait tapulu ama orman sayılmayan, Devlete ait ya da Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer olarak kalacağı belirtilmiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 26.10.2000 tarih ve 7602 esas, 7835 karar sayılı ilamında ise; Yargıtay İçtihadı Birleştirme ve Hukuk Genel Kurulu kararları uyarınca 1952 yılında koruma makiliği niteliğinde olmayan özelliği ile makiye tefrik edilen dava konusu taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olan niteliği ile imar ihya koşullarının gerçekleşmesi halinde özel mülkiyete konu teşkil edeceğinin kuşkusuz olduğu ifade edilmiştir.
Tapuya tescil edilmemiş makilik sahada kalan taşınmazlar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Hukuk Dairelerinin kararları uyarınca Devletin hüküm ve tasarrufu altında yer olarak kabul edilmektedir. Ancak, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun söz konusu kararında bu doğrultuda bir kabul bulunmamaktadır.
B- MAKİ KOMİSYONLARINCA YAPILAN İŞLEMİN NİTELİĞİ
Mülga 3116 sayılı Orman kanunun 5653 sayılı Kanunla değişik 1/e maddesine göre çıkarılan “Makilik ve Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde Orman Sınırlarının Tesbitine Ait Yönetmelik” ile bu Yönetmelik uyarınca kurulan maki komisyonlarının yaptıkları işlemlerin geçerli olup olmadığına ilişkin Yargıtay kararları arasındaki ayrılık, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.03.1996 tarih ve 1996/1 sayılı kararıyla giderilmiştir.
Büyük Genel Kurul maki komisyonlarınca yapılan işlemin niteliğini açıklama gereği duymuş; söz konusu kararda, Yönetmeliğin başlığında yapılacak işlemin “tesbit” olduğu 1., 2. ve 4. maddelerinde “tesbit “ işleminin ne şekilde yapılacağının belirtildiği ifade edilerek, maki komisyonlarının görevinin makilik alanları belirlemekten ibaret olduğu belirtilmiştir.
Aynı kararda, “İdare 5653 sayılı Kanun’dan kaynaklanan “Belirleme” görevini yönetmelikle düzenleme yaparak yerine getirmiştir.” açıklamasına da yer verilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararının hiçbir yerinde, maki komisyonlarınca yapılan işlemin orman sınırları dışına çıkarma olduğuna ilişkin bir ifade olmadığı gibi, kararda sürekli olarak “belirleme” kelimesi kullanılmıştır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 1999/11998 sayılı kararında da; maki komisyonlarınca yapılan işlemin orman sınırları dışına çıkarma olmadığı, sadece makilikleri belirlemekten ibaret olduğu, bu komisyonların dışarı çıkarma yetkisinin bulunmadığı belirtilmiştir.
Ancak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1997/259 ve 1999/566 sayılı kararlarında; maki komisyonlarınca makilik olarak belirlenen ve orman sayılmayan taşınmazlar için daha sonraki tarihlerde orman sınırları dışına çıkarma işleminin geçersiz olduğu, bunlara değer verilemeyeceği ve hiçbir hukuki sonuç bağlanamayacağı ifade edilmiştir.
Benzer bir yaklaşımı 8. Hukuk Dairesinin kararlarında da görmekteyiz. Adı geçen Dairenin 2000/5214 ve 2000/7835 sayılı kararlarında; makiye tefrik edilmiş bir yerin nitelik kaybından söz edilemeyeceği, dolayısıyla 1981 yılında yetkili orman kadastro komisyonunca bu sebeple orman dışına çıkarılmış olmasının hukuken değer taşımayacağı belirtilmiştir.
Kararlardan anlaşılacağı gibi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ve 8. Hukuk Dairesinin kararları ile 20. Hukuk Dairesinin 21.12.1999 tarih ve 11988 sayılı kararı arasında aykırılık bulunmaktadır. Tescil edilmemiş ve orman sayılmayan makiliklerin Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer olduğu hususunda ise kararlar arasında birlik vardır.
C- KADASTRO ÇALIŞMALARI
Makilik sahalarda 766 sayılı Tapulama Kanunu hükümlerine göre de çalışma yapılmış, tapulama sonuçları ilan edilerek itiraz edilmeyen veya dava açılmayan parsellerin tespitleri kesinleşmiştir. Bu işlemler sırasında özel kanunlar uyarınca dağıtıma tabi tutulan yerler, bu kanunlarda belirtilen şartları yerine getirenler adına tescil edilmiştir.
Ancak (genellikle) dağıtıma tabi olmayan taşınmazların da kişiler adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Tapulama çalışmaları sonucunda kişiler adına tescil edilen taşınmazlar daha önce makilik sahada kaldığından, tapulama çalışmalarının kesinleştiği tarihe kadar 20 yıllık sürenin geçmediği, buna bağlı olarak bu taşınmazlarda zilyetlik veya imar-ihya nedeniyle mülk edinme koşulunun oluşmadığı açıktır.
Aynı yerlerde 6831 sayılı Orman Kanunun 1744 sayılı Kanunla değişik 2. madde ve 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B madde uygulamaları da yapılmış, orman sınırları dışına çıkarma işlemi ardından 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3. ve 11. maddeleri gereğince kadastro çalışmaları tamamlanarak itiraz edilmeyen veya dava açılmayan parsellerin tespiti kesinleşmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile 8. Hukuk Dairesinin maki komisyonlarınca makilik alan olarak belirlenen ve orman sayılmayan taşınmazlar için daha sonraki tarihlerde orman sınırları dışına çıkarma işleminin geçersiz olduğu, bunlara değer verilemeyeceği ve hiçbir hukuki sonuç bağlanamayacağı görüşü kabul edildiğinde, 2/B kullanım kadastrosunun da geçersiz olduğu, bu işleme değer verilemeyeceği sonucu çıkarılmaktadır. Zira orman sınırları dışına çıkarma işlemi mutlak butlan ise, bu işleme dayanılarak 2924 sayılı Kanunun 3. ve 11. maddeleri uyarınca yapılan kadastro da geçersizdir.
SONUÇ
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1996/1 sayılı kararı doğrultusunda, malilik sahalarda kalan ve özel kanunları uyarınca dağıtıma tabi tutulan taşınmazlara ait tapulara değer verilebilecektir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Hukuk Dairelerinin kararlarına göre; tapuya tescil edilmemiş ve orman sayılmayan makiliklerin Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer olarak kabul edildiği, ancak maki komisyonları tarafından yapılan işlemin niteliği konusunda (orman dışına çıkarma işleminin geçerli olup olmadığına), Hukuk Genel Kurulu ve 8. Hukuk Dairesinin kararları ile 20. Hukuk Dairesinin 21.12.1999 tarih ve 1999/11998 sayılı kararı arasında aykırılık olduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile 8. Hukuk Dairesinin maki komisyonlarınca makilik alan olarak belirlenen ve orman sayılmayan taşınmazlar için daha sonraki tarihlerde orman sınırları dışına çıkarma işleminin geçersiz olduğu, bunlara değer verilemeyeceği ve hiçbir hukuki sonuç bağlanamayacağı görüşü kabul edildiğinde, aynı yerlerde orman sınırları dışına çıkarma işleminin, dolayısıyla 2924 sayılı Kanunun 3. ve 11. maddelerine dayanılarak yapılan kadastronun da yok hükmünde olduğu, bu işleme hiçbir hukuki sonucun dayandırılamayacağı açıktır.