milliemlak.org sayfalarında yer alan her türlü bilgi, rapor, araştırma/inceleme sonuçları, görüş, öneri ve yorumlar güvenilirliğine inanılan/güvenirliliği kabul edilen kaynaklardan temin edilen bilgiler dikkate alınarak genel anlamda bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Sayfalarda yer alan bilgiler ve doğrulukları MEKDER Yönetimi ya da üyeleri tarafından garanti edilmemekte olup bunlardaki hatalardan, eksikliklerden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zarardan ve her ne şekilde olursa olsun uğranabilecek zarardan dolayı MEKDER Yönetimi ve üyeleri sorumlu tutulamaz.
266 SAYILI MİLLİ EMLAK GENEL TEBLİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Veysel SEZGİN (Maliye Bakanlığı Milli Emlak Kontrolörü)
Söz konusu tebliğ; tapu tahsis belgesi almış veya almaya hak kazanmış gecekondu sahiplerinin, 2981 sayılı Kanun ve 3290 sayılı Kanun ile Bazı Maddeleri Değiştirilen ve Bazı Maddeler Eklenen 2981 sayılı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine göre hak sahipliği araştırmasının, taşınmaz malın devredileceği belediyelerce yapılmasını öngörmüştür.
Ancak, hak sahipliği araştırması kapsamlı bir inceleme ve değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Çünkü tapu tahsisbelgesi veya tapu verilmesinde, sadece Yeminli Özel Teknik Bürolarca düzenlenen belgelerde yer alan bilgilerle yetinilmemesi gerekmektedir. Söz konusu kanunun uygulanması sırasında yaşanan ihtilafların çözümü için idare mahkemeleri tarafından verilen kararlar ile zaten karmaşık olan hak sahipliği sıfatının belirlenmesi işlemleri daha da zorlaşmıştır.
Bu itibarla, hak sahipliği sıfatının belirlenmesinde mahkeme kararları da göz önünde bulundurulduğunda şu hususların üzerinde özenle durulması önem arz etmektedir.
a) Taşınmazın 3290 ve 3366 sayılı Kanunlarla değişik 2981 sayılı Kanunun istisnalar başlıklı 3. maddesinde belirtilen yerlerden olup olmadığı,
b) 2981 sayılı Kanunun 3290 sayılı Kanun ile değişik 10. maddesinin (a) fıkrasında; tapu tahsisbelgesi verilebilecek Hazine taşınmaz mallarının arsa ve arazi niteliğinde olması öngörülmüş olup sadece bu niteliği taşıyan taşınmazların üzerindeki gecekondular için tapu tahsis belgesi verilebileceği göz önünde tutularak, tapu tahsis belgesi verilen ya da verilmesi istenen taşınmazın vasfı,
c) Taşınmazın üzerindeki yapının durumunun Kanunun 14. maddesinde sayılan, bu Kanundan yararlanamama sebeplerinden her hangi birine uyup uymadığı,
d) Kanunun 9. maddesinde belirtilen Hazine arazileri üzerindeki gecekondular için 400 m²’lik miktarın üst limit olduğu göz önünde tutularak taşınmazların üzerindeki bina ve müştemilatının kapsadığı alanın yüzölçümü,
e) Taşınmazın üzerindeki yapının kullanım amacı, yani Kanunun 8. maddesinin 3290 sayılı Kanunla değişik ikinci fıkrasında belirtildiği şekilde; konut, kısmen konut, kısmen işyeri olarak kullanılıp kullanılmadığı veya evvelce konut olarak kullanılıp sonradan işyerine çevrilen bir yer olup olmadığı,
f) Başvuru sahibinin Kanunun 13. maddesinin (a) fıkrasına göre hak sahibi olup olmadığı, yani kendisinin, eşinin veya reşit olmayan çocuğunun oturduğu belediye ve mücavir alan sınırı içinde ev yapmaya müsait bir arsaya veya bir eve veya apartmanın bağımsız bir bölümü veya bir bölümü iş yeri olarak kullanılan bir yapıya sahip olup olmadığı,
g) Kanunun 13. maddesinin (b) fıkrasına göre taşınmazın ıslah imar planıiçinde kalıp kalmadığı, kalıyorsa ıslah imar planına göre imar durumu, parselin miktarı, yapının yerinde korunup korunmadığı (Ki anılan maddeye göre, ıslah imar planı yapılmayan taşınmazlar üzerindeki gecekondular için tapu tahsisbelgesi veya tapu verilemez ve koşulları varsa bu gecekonduların sahiplerine ilgili belediye veya valilikçe gecekondu önleme bölgelerinden arsa veya hisse tahsisi yapılabilir.),
h) Kanun uyarınca, bu kanundan yararlanma koşullarını taşıyan her kişiye ancak bir gecekondu için arsa tahsisi yapılabileceğinden, başvuru sahiplerinin başka gecekondu için de başvuruda bulunup bulunmadığı,
ı) Gecekondunun, yapıldığı tarihte geçerli bulunan imar planında kamu kullanımına (yol, park, yeşil alan okul alanı vs.) ayrılmış yerde olup olmadığı,
hususlarının araştırılması ve hak sahibi olmadığı halde tapu tahsisbelgesi veya tapu verilenlerin tapu tahsis belgesi ve tapularının iptal ettirilmesi gerekmektedir.
Hak sahipliği sıfatı belirlenecek olan kişiler hakkında, yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde, bir araştırmanın yapılması gerekmekte, aksi takdirde, gerçekten hak sahibi olabilecek kişilerin belirlenmesi zorlaşacaktır. Çünkü hak sahibi olmaması gerektiği halde kendilerine taşınmaz tahsis edilenlerden, söz konusu taşınmazları geri almak önemli bir çabayı gerektirmektedir. Çoğu zamanda tahsisin üzerinden çok zaman geçtiği için, şahısların hak sahibi olmadıklarını ispatlamak iyice zorlaşmaktadır.
Bu hususların yanında, kapsamlı bir hak sahipliği araştırmasının yapılması ise konuya hakim olmayı, belli bir uzmanlaşmayı gerektirmektedir. Özellikle nitelik ve nicelik yönünden yeterli personel istihdam edemeyen belediyeler tarafından bu ölçüde bir hak sahipliği araştırması yapılamayacağı düşünülmektedir. Özellikle kıyı şeritlerinde bulunan, gayrimenkulün değerli olduğu yerlerde anılan kanunlar çerçevesinde müracaatta bulunan şahıslar hakkında hak sahipliği araştırmasının hassasiyetle yapılması zorunluluktur. Çünkü bu tür yerlerde hak sahibi olmaması gerektiği halde çeşitli yöntemlerle hak sahibi olmaya çalışan kişilerin bulunması ihtimali yüksektir.
Diğer yandan belediyeler tarafından yapılan hak sahipliği araştırmalarına istinaden belediyelere devirler yapıldıktan sonra, hak sahibi olmadıkları halde kendilerine arsa tahsis edilen kişilerin hak sahibi olmadıkları nasıl ortaya çıkarılacaktır? Ortaya çıkarıldığını düşünsek dahi, söz konusu kişiler taşınmazları başkalarına devretmiş iseler bunları tekrar Hazine adına tescil ettirmek Medeni Kanunun iyiniyet hükümleri gereğince mümkün olmayacaktır. Ancak sebepsiz zenginleşme davaları ile tazminatlar alınmaya çalışılacaktır ki, bu da çözümü oldukça zor problemlere sebebiyet verecektir.
Bir başka husus da, belediyelerin uyacağı normların belli olmamasından dolayı, hak sahipliği araştırmalarında, belediyeler tarafından çeşitli yöntemler takip edileceğinden aynı şartları taşıyan kişilerin bazıları hak sahibi yapılırken bazılarının hak sahibi yapılmaması muhtemel gözükmektedir. Bu şekildeki uygulamaların sonucunda da, hukuka saygılı olan kişilerin “devlete” ve “hukuk düzenine” olan inançları zedelenebilecek dolayısıyla “kamu düzeni” açısından önemli sakıncaların ortaya çıkabileceği düşünülmektedir.
Zaten, 2981 sayılı kanun ve söz konusu kanunun uygulama yönetmeliğinde; arsa tahsis edecek kuruluşun ilgilisi adına en fazla
Öte yandan Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin 13. maddesi ile de Hazinenin özel mülkiyetinde ve Devletin hüküm ve tasarrufualtında bulunan taşınmaz malların ediniminden elden çıkarılmasına kadar tüm işlemlerinin yürütülmesi görevi Milli Emlak teşkilatına verilmiştir. Dolayısıyla, Hazinenin özel mülkiyetinde veya devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlara ilişkin yetkilerinde bir tebliğ ile belediyelere bırakılması düşünülemez. Diğer yandan yetkinin devredilmesi halinde devredenin sorumluluğunu ortadan kalkmaz. Belediyeler tarafından hatalı işlem yapılarak hak sahibi olmaması gereken kişilere taşınmaz tahsisinin yapılması halinde sorumluluk Hazine mallarının idaresinden sorumlu Milli Emlak Genel Müdürlüğü’ ne ait olacaktır. Belediyelerin hatalı işlem yapma ihtimalleri yüksektir. Çünkü, söz konusu kanunun yaklaşık 20 yıldır uygulanmasından sorumlu olan kişiler dahi, hak sahibi olmaması gereken kişilere tahsis edilmek üzere taşınmaz devredebilmektedirler.
Belediye veya özel idareler adına tescil edilecek Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin bu Kanun kapsamında bulunan yerlerden olup üzerinde yapı bulunup bulunmadığının araştırılması ile Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar hakkında tapu tahsisbelgesi veya tapu verilmesinde, sadece Yeminli Özel Teknik Bürolarca düzenlenen belgelerde yer alan bilgilerle yetinilmeyecek kadar titizlik isteyen bir araştırmanın Belediyelerce yapılmasının uygun olmadığı düşünülmektedir.
Bu nedenlerden dolayı, zamanında yapılmayan hak sahipliği araştırmalarının bugün tahsis yapan kurumca (milli emlak birimlerince) yapılmasının bir zorunluluk olduğu düşünülmektedir.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle, 266 sayılı Milli Emlak Genel Tebliğinin kaldırılmasının gerektiği düşünülmektedir. Söz konusu tebliğin kaldırılmasını müteakip, yeni bir tebliğ çıkarılarak, hak sahipliği araştırmalarının yine milli emlak teşkilatlarınca yapılmasına imkân verilmesi sağlanmalı, ayrıca, söz konusu tebliğde hak sahipliği araştırmalarında nasıl bir yöntem izleneceğinin, nelere dikkat edilmesi gerektiğinin detaylı bir şekilde açıklanması yerinde olacaktır.