Zamanaşımı

Haluk ESENER

Milli Emlak Kontrolörü

 

 

TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN ZAMANAŞIMI YOLUYLA KAZANILMASI

(Yaklaşım Dergisi, Mart ve Nisan 2006-Sayı: 159 ve 160)

I- GİRİŞ

Zamanaşımı (mürur-u zaman); Kanunun tayin ettiği şartlar altında bir zamanın geçmesi üzerine bir hak kazanma veya bir külfetten kurtulma olarak tanımlanabilir[1].

Kazandırıcı zamanaşımı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda taşınmaz mülkiyetinin kazanılma yollarından biri olarak kabul edilmiştir. Kanun’un 712. maddesinde “olağan zamanaşımı”, 713. maddesinde ise “olağanüstü zamanaşımı” yoluyla taşınmaz mülkiyetinin kazanımına yer verilmiştir.

Bu çalışmamızda konu hakkında açıklamalarda bulunulacaktır.

II- OLAĞAN ZAMANAŞIMI YOLUYLA TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN KAZANILMASI

A- MEDENİ KANUN’UN İLGİLİ HÜKMÜ

Medeni Kanun’un 712. maddesine göre; ”Geçerli bir hukukî sebep olmaksızın tapu kütüğüne malik olarak yazılan kişi, taşınmaz üzerindeki zilyetliğini davasız ve aralıksız olarak on yıl süreyle ve iyiniyetle sürdürürse, onun bu yolla kazanmış olduğu mülkiyet hakkına itiraz edilemez.”

B- ZAMANAŞIMI İLE KAZANMANIN ŞARTLARI

Olağan zamanaşımı yoluyla bir taşınmazın mülkiyetinin kazanılması; taşınmaza, kişiye ve zilyetliğe ilişkin bir takım şartların gerçekleşmesine bağlıdır.

a- Taşınmaza İlişkin Şartlar

Olağan zamanaşımından yararlanmanın ilk şartı taşınmazın tapu kütüğünde veya defterinde kayıtlı olmasıdır. Kadastrosu veya tapulaması henüz yapılmamış olan yerlerde gayrimenkuller üzerindeki hakların aleniyetini sağlayan “zabıt defteri veya kayıt defteri” olarak adlandırılan defterdeki kayıtların da mülkiyet hakkının dayanağı ve Devletin sorumluluğu altında bulunduğu hususunda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 15.03.1944 tarih ve 8 sayılı kararı mevcuttur[2].

Medeni Kanun’un 704. maddesinde sayılan ve taşınmaz mülkiyetinin konusunu oluşturan; arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar, kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler, zamanaşımı yoluyla kazanılabilirler.

Zamanaşımına konu olacak taşınmazların özel mülkiyetle kazanmaya elverişli olması gerekir. Mera, orman gibi niteliği itibariyle özel mülkiyet konusu olamayan kamu malları her nasılsa tapuya tescil edilmiş olsalar dahi olağan zamanaşımından yararlanılamaz.

Niteliği itibariyle özel mülkiyet konusu olamayan bir gayrimenkulün; her nasılsa tapuya tescil edilmiş olması halinde, on senelik zamanaşımı süresinden yararlanılamayacağı konusundaki Yargıtay içtihatları daha sonra yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesiyle ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.11.1988 gün, E. 1988/1-825, K. 1988/964 sayılı kararıyla kapsamlı ve gerekçeli içerik kazanmıştır.

Sözü edilen kararda; niteliği itibariyle tescile tabi olmayan ve kamu hukuku kapsamına giren bir yer her nasılsa tapu siciline tescil edilmiş olursa bu işlem o yerin hukuki yapısını değiştirmeyeceğinden ve ona özel hukuk kurallarına uygun bir mülkiyet düzeni sağlamayacağından (mülga) 743 sayılı Medeni Kanun’un 931. maddesinin[3] himayesinden yararlanılamayacağı belirtilmiştir

Varılan bu neticeye göre kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren on yıllık hak düşürücü süresini geçiren tescile dayanan ve ondan sonra tedavül suretiyle el değiştiren gayrimenkulü iktisap eden kimsenin iktisap tarihinden sonraki on yıllık zilyetliğiyle de olağan zamanaşımından yararlanması mümkün olmayacaktır[4].

b- Kişiye İlişkin Şartlar

Olağan zamanaşımı yolundan yararlanacak kişinin adının o taşınmaza ait tapu kütük sayfasının mülkiyet sütununa geçerli bir hukuki sebep olmaksızın yani yolsuz olarak yazılmış olması gerekir.

Gerçek hak durumuna uymayan tescil yolsuz bir tescildir. Bu yolsuzluk tescilin kurucu unsurlarındaki sakatlık sebebiyle tescilin yapıldığı andan itibaren mevcut olabileceği gibi, sakat bir terkin veya tadil yüzünden de olabilir. Keza, başlangıçta hak durumuna uygun bulunan tescil, hakta meydana gelen değişiklik, ezcümle hakkın sona ermesi veya sahibinin değişmesi sebebiyle sonradan da gerçeğe uymayabilir[5].

Doktrinde yolsuz kayıt sahibinin mirasçılarının da olağan zamanaşımından yararlanabileceği kabul edilmektedir[6].

 c- Zilyetliğe İlişkin Şartlar

Tapu kütüğünde yolsuz olarak malik gözüken kişinin o taşınmaza iyi niyetle davasız ve aralıksız on yıl süreyle zilyet bulunması gerekir. Zilyedin zilyetliğinin dolaylı şekilde devam etmesi (örneğin taşınmazı kiralaması) mümkündür. Buna karşılık taşınmaza malik sıfatıyla başka bir kişi zilyet ise sicilde malik olarak gözüken kişi zamanaşımından yararlanamaz.

Kanun’un 712. maddesinde geçen “iyiniyetten“ kastedilen Medeni Kanun’un 3. maddesinde belirtilen iyi niyettir.

Kendisinden beklenen bütün özeni göstermiş olmasına rağmen adına mevcut tescilin yolsuzluğunu bilmeyen kimse Kanun’un 712. maddesinde aranan iyiniyetli olma şartına sahiptir. Bunun karşılığı olarak, tescilin yolsuz olduğunu bilen veya bilmemesi durumun gereklerine göre gerekli özeni göstermemiş olmasından ileri gelen kimse iyiniyetli sayılmaz. Kanun’un 712. maddesinden yararlanabilmek için bu iyiniyetin bütün zamanaşımı süresince varlığı şarttır[7].

Yolsuz tescil ile gayrimenkulün maliki gözüken kişi, gayrimenkulü üçüncü şahsa temlik etmiş ise, bu devir ve temlik işlemi üçüncü şahsın iyiniyetli olması halinde (Medeni Kanun md. 1023) hukuki netice doğurmaktadır[8].

Zilyetlik davasız olmalıdır. Davadan maksat gerçek malik tarafından açılacak kaydın düzeltilmesi davasıdır. Dava dışında gerçek malikin veya üçüncü kişinin tescilin yolsuzluğunu ihtar veya ihbar etmesi iyiniyeti ortadan kaldıracağından olağan zamanaşımından yararlanma olanağı ortadan kalkar.

Zilyetlik aralıksız on yıl devam etmiş olmalıdır. Aralıksız devam etmekten maksat, zilyetliğin zamanaşımı süresince kaybedilmemiş olmasıdır. Kanun’un 976. maddesine göre; fiili hâkimiyetin geçici nitelikteki sebeplerle kullanılmaması veya kullanma olanağının ortadan kalkması zilyetliği sona erdirmez. Bir arazinin geçici olarak su altında kalması halinde zilyetlik kaybedilmiş sayılmaz. Fakat arazi devamlı şekilde su altında kalmış ise, zilyetlik kaybedilmiştir. Keza zilyetliğe dayanarak geri verme davası açma veya zilyetliği idari yoldan geri alma imkânı devam ettiği sürece (Medeni Kanun md. 984, 3091 sayılı Kanun md. 4) zilyetlik geçici olarak kaybedilmiş sayılır ve zilyetlik davası ile hâkimiyet ele geçirilirse zilyetlik kesintiye uğramamış sayılır. Fakat zilyetlik davası açma veya idari yola başvurma süresi geçmişse (Medeni Kanun md. 984, 3091 sayılı Kanun md. 4) zilyetlik devamlı olarak kaybedilmiştir. Kaybedilen zilyetlik ele geçirilince yeni zamanaşımı işlemeye başlar[9].

Zilyetlik için öngörülen süre on yıldır. Kanun’un 996. maddesinde yer alan; “Kazandırıcı zamanaşımından yararlanma hakkına sahip olan zilyet, zilyetliği kendisine devreden aynı yetkiye sahip idiyse onun zilyetlik süresini kendi süresine ekleyebilir” hükmü gereği zamanaşımından yararlanma şartları bulunan her zilyet aynı şartlara sahip olan önceki zilyedin zilyetlik süresini kendi süresine ekleyebilir.

On yıllık süre yolsuz tescil ve zilyetlik şartlarının her ikisinin birleşmesiyle işlemeye başlar. Şayet yolsuz tescil tarihi ile adına tescil yapılan kimsenin taşınmaza zilyet olması aynı zamana rastlıyorsa mesele yoktur. Eğer zilyetliğin kazanılması yolsuz tescilden sonra ise, zamanaşımı zilyetliğin kazanılması tarihinden, şayet zilyetlik yolsuz tescilden önce kazanılmış ise zamanaşımı tescil tarihinden itibaren işlemeye başlar. Gerçekten ne sadece yolsuz tescil, ne de sadece zilyetlik zamanaşımının işlemeye başlamasını sağlamaz. Ancak iki şart birleşince zamanaşımı işlemeye başlayacaktır[10].

C- OLAĞAN ZAMANAŞIMI İLE KAZANMANIN SONUÇLARI

Zamanaşımına ilişkin şartların gerçekleşmesi ile adına yolsuz tescil bulunan zilyet mülkiyeti kazanır. Mahkemeden veya idari bir merciden karar alınmasına, yeni bir tescil yapılmasına gerek yoktur.

Böylece başlangıçta sadece şeklen mevcut olan kayıt, zilyet lehine geçerli bir iktisap sağlamakta ve önceki malikin itiraz ve dava hakkını kaybetmesine neden olmaktadır[11].

Zamanaşımı ile kazanmanın hükümlerinin geriye etkili olacağı kabul edilmektedir. Yani zamanaşımının tamamlanması ile tescil sanki başlangıçtan beri geçerliymiş gibi hüküm ifade eder. Zamanaşımı süresinde tescilin yolsuzluğunu bilerek sınırlı ayni hak kazanmış olan kimselerin kazanmaları da geçerli hale gelir. Şayet sınırlı ayni hak kazananlar tescilin yolsuzluğunu bilmiyorlarsa yani tapu sicilindeki mülkiyet kaydına iyiniyetle dayanmışlarsa, kazanımları zamanaşımına bağlı olmadan (Medeni Kanun md. 1023) geçerlidir. Önceki malik zamanında mevcut sınırlı ayni haklar, mülkiyeti zamanaşımı ile kazanan yeni malik zamanında da devam ederler. Zira taşınmazın mülkiyeti ne durumda ise, hangi haklarla kayıtlı ise o durumda kazanılır[12].

III- OLAĞANÜSTÜ ZAMANAŞIMI YOLUYLA TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN KAZANILMASI

A- MEDENİ KANUN’UN İLGİLİ HÜKMÜ

Medeni Kanun’un 713. maddesine göre; “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.

Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.

Tescil davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılır.

Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur.

Son ilândan başlayarak üç ay içinde yukarıdaki koşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itiraz yerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim tescile karar verir. Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.

Davalılar ve itiraz edenler, aynı davada kendi adlarına tescile karar verilmesini isteyebilirler.

Kararda, tescili istenilen taşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir ve karara, uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir.

Özel kanun hükümleri saklıdır.”

B- ZAMANAŞIMI İLE KAZANMANIN ŞARTLARI

Olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin gerekli şartlar aşağıda belirtilmiştir.

1- Taşınmaza İlişkin Şartlar

Medeni Kanun’un 713. maddesine göre;

– Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan taşınmazlar,

– Tapuda kayıtlı olup maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan taşınmazlar,

– Yirmi yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına tapuda kayıtlı bulunan taşınmazlar,

Olağanüstü zamanaşımına konu olurlar.

Taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği ile iktisabını önleyen kural onun tapu kütüğünde kayıtlı olmasıdır. Medeni Kanun tapu kütüğünde kayıtlı taşınmazın dayandığı kaydın belirsizliği ve hukuki değerini kaybetmiş olması nedenlerinden dolayı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisabı sağlayan ve böylece kuralın istisnasını düzenleyen hükümlere 713. madde içinde yer vermiştir[13].

Tapuda kayıtlı olsun veya olmasın ancak özel mülkiyete konu olabilecek taşınmazlar olağanüstü zamanaşımı ile kazanılabilirler. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 18/2. maddesi uyarınca orta malları, hizmet malları, ormanlar, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmazlar tapuda kayıtlı olsun veya olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemezler. 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 8. maddesine göre doğrudan doğruya hayrattan olan taşınmazların mülkiyeti zamanaşımı ile kazanılamaz. Medeni Kanun’un 117/1. maddesinde yer alan; “vakıfların malları üzerinde zilyedlik yoluyla kazanma hükümleri uygulanmaz” hükmü gereği, Medeni Kanun’a tabi vakıfların mallarının kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisabı tamamen önlenmiştir[14].

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 31.1.1969 tarihli bir kararında; malikin kim olduğunun bilinmemesini, “tapuda malik olarak adı yazılan kişinin maruf bir şahıs olmaması tanınmaması ve meçhul bir kimseyi” ifade etmesi şeklinde yorumlamıştır[15].

Tapu bilgilerinden taşınmazın malikinin kim olduğunun anlaşılamaması; tapu kütüğüne malikin kim olduğunun hiç yazılmamış olması, yazılan ismin belirsiz, yetersiz hatta uydurma olması durumlarında söz konusu olur.

Yirmi yıl önce ölmüş veya gaipliğine karar verilmiş bir kimse adına mevcut tescil de taşınmazın malikini göstermemektedir. Tapuda malik olarak gözükmeye devam eden kişinin mirasçılarının bulunması üçüncü kişilerce taşınmazın olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılmasına engel teşkil etmez. Ancak bu durumda miras sebebiyle istihkak davasına ilişkin Medeni Kanun’un 638. ve 639. maddeleri gözden uzak tutulmamalıdır. Mirasçılar arasında olağanüstü zamanaşımı ile iktisaba imkân olmadığı konusunda Yargıtayın yerleşik içtihadı bulunmaktadır[16].

Gaiplik durumunda 20 yıllık süre gaiplik kararının verilmesinden itibaren başlar.

2- Zilyetliğe İlişkin Şartlar

Olağanüstü zamanaşımı yoluyla mülkiyetini kazanacak olan kişinin taşınmaza malik sıfatı ile davasız ve aralıksız 20 yıl süreyle zilyet bulunması gerekir. Kanunda tanımı yapılmamış olan “malik sıfatıyla zilyedliği” kendisinden başkasının üstün zilyedliğini tanımama olarak açıklayabiliriz.

Zilyed davranışlarıyla taşınmaz üzerindeki zilyetliğini malik sıfatıyla sürdürmüş olduğunu kabul ettirir bir görüntü sergilemiş olmalıdır. Bir kimsenin; zilyet bulunduğu taşınmaza bir başkasının müdahalesini mevcut bir hakka riayet anlayışı içinde karşılaması ve buna karşılık para ödemesi malik sıfatıyla zilyetliğin görüntüsü sayılmaz[17].

Zilyedi olduğu taşınmaz için kira bedeli veya kendiliğinden ecrimisil ödeyen zilyedin malik sıfatı ile zilyed olduğundan bahsedilemez[18].

Zilyedin zilyedliği davasız olmalıdır. Davadan kastedilen gerçek malik tarafından istihkak veya elatmanın önlenmesi davası açılmasıdır[19].

Zilyedliğin 20 yıl boyunca aralıksız devam etmesi gerekir. 20 yıllık sürenin tek kişinin zilyedliğinde geçmesi zorunlu değildir. Medeni Kanun’un 996. maddesi uyarınca zamanaşımından yararlanma şartları bulunan her zilyet aynı şartlara sahip olan önceki zilyedin zilyedlik süresini kendi süresine ekleyebilir.

Olağan zamanaşımından farklı olarak Kanun olağanüstü zamanaşımında zilyedin iyi niyetli olmasını aramamıştır.

Medeni Kanun’un 713. maddesinin son fıkrasında özel kanun hükümlerinin saklı tutulduğu belirtilmiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların tespiti konusunu düzenlemiştir. Kadastro Kanunu’nun 33. maddesi uyarınca 14. madde hükmü kadastro dışında da uygulanır.

Kadastro Kanunu’nun 14. maddesine göre; “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.

Sulu veya kuru arazi ayrımı, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümlerine göre yapılır.

Taşınmaz malın, yukarıdaki fıkranın kapsamı dışında kalan kısmının zilyedi adına tespit edilebilmesi için, birinci fıkra gereğince delillendirilen zilyetliğin ayrıca aşağıdaki belgelerden birine dayandırılması lazımdır.

…”

Buna göre tapusuz taşınmazlardan aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan bir veya birden fazla taşınmaz açısından zilyetliğin ispatı için özel bir kayıt gerekmez, zilyedlik belgelerle veya bilirkişi ya da tanık beyanlarıyla ispat edilebilir.

Taşınmazın Kadastro Kanunu’nun 14/1. maddesi kapsamı dışında kalan kısmının zilyedi adına tespit edilebilmesi için 1. fıkra gereğince delillendirilen zilyedliğin ayrıca 14. maddenin devamında sayılan belgelerden birine dayandırılması şarttır[20].

3- Zilyedin Tescil Davası Açması Ve İlan Süresinin İtirazsız Geçmesi Şartı

Taşınmaz ve zilyedlikle ilgili şartları yerine getiren zilyed mahkemeye başvurarak Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişinin mirasçılarına karşı tescil davası açar.

Taşınmazın tamamının yanında, bir parçası veya bir payı için de tescil talebinde bulunulabilir.

Davanın açılmasının ardından mahkemece dava hakkında gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân yapılır.

Son ilândan başlayarak üç ay içinde olağanüstü zamanaşımına ilişkin koşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itiraz yerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanır ise, hâkim tescile karar verir.

Hakimin vereceği karar yenilik doğuran bir karar değil mülkiyetin kazanıldığını açıklayıcı bir karardır. Kararda tescili istenen taşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir. Karara taşınmazın uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir. Bu karara dayanılarak yapılacak tescil açıklayıcı bir tescildir. Tescil kararı üzerine iptal edilen kayıt silinir ve yeni kayıt kurulur[21].

C- OLAĞANÜSTÜ ZAMANAŞIMI İLE KAZANMANIN HÜKMÜ

Olağanüstü zamanaşımında mülkiyet 713. maddenin birinci fıkrasında öngörülen bütün şartların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.

Mahkemenin tescile dair kararı geçmişe etkilidir. Yani davacı, taşınmaza zilyetliğinin başladığı andan itibaren mülkiyet hakkını kazanmış sayılır. Taşınmaz üzerinde daha önce mevcut sınırlı ayni haklar varlığını tescil kararından sonra da sürdürür[22].

Kaynakça:

1- Galip ESMER, Mevzuatımızda Gayrimenkul Hükümleri, Tapu ve Kadastro Vakfı Yayınları, Ankara, 1998

2- Kemal OĞUZMAN – Özer SELİÇİ, Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2002

3- Salâhaddin KARDEŞ, Ansiklopedik Hazine Malları Sözlüğü, Maliye Bakanlığı APK Yayınları, Ankara, 2004,

4- Şeref ERTAŞ, Eşya Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2002,

 

[1] Salâhaddin KARDEŞ, Ansiklopedik Hazine Malları Sözlüğü, Maliye Bakanlığı APK Yayınları, Ankara, 2004, s.1081

[2] Galip ESMER, Mevzuatımızda Gayrimenkul Hükümleri, Tapu ve Kadastro Vakfı Yayınları, Ankara, 1998, s. 478

[3] Mülga 748 sayılı Medeni Kanun’un 931. maddesinin 4721 sayılı Kanun’daki karşılığı olan 1023. madde hükmü şöyledir; “Tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.”

[4] ESMER, age, s. 479

[5] Kemal OĞUZMAN – Özer SELİÇİ, Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2002, s. 208

[6] Şeref ERTAŞ, Eşya Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2002, s. 296

[7] OĞUZMAN, age, s. 317

[8] ESMER, age, s. 485

[9] OĞUZMAN, age, s. 317-318

[10] OĞUZMAN, age, s. 319

[11] ESMER, age, s. 486

[12] OĞUZMAN, age, s. 320

[13] ESMER, age, s. 505

[14] OĞUZMAN, age, s. 323-324

[15] ERTAŞ, age, s.303

[16] OĞUZMAN, age, s.327; ERTAŞ, age, s.304

[17] ESMER, age, s. 514

[18] OĞUZMAN, age, s.331

[19] OĞUZMAN, age, s.333

[20] OĞUZMAN, age, s.332

[21] OĞUZMAN, age, s.338

[22] ERTAŞ, age, s.309

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir